Safir taneleri yalıyorum dudaklarımdan
İncelirken ufukta kutsanmış kayıklar
Kadrın efendileri ortalıkta yok
Hoşnut naraları yayılır
sıtmalıya vuran imbat misali
lağım çeperlerine çarpa çarpa
Gözlerimi alır kerpiç çillerin parıltısı
yalpalarken buğday tenli kent avuçlarımda
“Mühürlü haneye” yazılı kuşe kağıdı kartpostalda
Saman kağıdı zarflarda hitap edilen şahsın
neye karşılık geldiğini bilmek afallatan
nicelik timsallerinin yaşattığı
yan sanayi doyu՞m rumuz sarraflarına
Varlığına yemin edebilirim tinle teni bağlayan değişkenlerin
Kayıplara karışmış şeylerledir ilişkim
Meşru cinsellikler müjdeler şık bir davetiye
– terkedilme korkusuyla doğmuşum meğer –
Rahmet dilemeyi reddettiğim için zaar
ölü dost dosttur hala
Nedensellikle makulleşir gözümde zorbalıklar
İçimdeki boşluğu da doldurur
gökten yağan tetrominolar
Senle bütünlendikçe işlevsizleşir uzuvlarım
Körelir kuruyan heybetine saklanmış cılızlığım
Muhatap bulamayan el ilanları bırakmışım ardımda
Hangi parçamı yolcularken
ben de yola çıkmış sayılırım
Farzet ki çok çok uzaklardan yazıyorum sana
Keten ipliklerin, parafin hendeklerinin ardından
Kelimeler aynı
anlam başkalaşsa da
Bağlamdan yoksun okunmamış satırlar
Yitip gittiğinden imkansız yol almak
Avuçlarına varmadan
nasıl dokunurum sana