Aptallığımız Bizi Özgürleştiriyor Olabilir Mi?

Biz, insan türü olarak, verdiğimiz kararlarda özgür olup olmadığımız konusunda, belki de haklı yere, oldukça takıntılı olabiliriz. Nitekim, tıpkı felsefenin -ve artık aynı zamanda bilişsel bilimlerin- birçok tartışmalı konusu gibi, insan iradesinin özgür olup olmadığı konusu Platon ve Aristo’dan beridir gündemde. Bunun temel sebeplerinden bazıları oldukça açık; örneğin eğer insanlar verdikleri kararları özgürce vermiyorlarsa, belki de bu kararlarının ahlaki sorumluluklarını taşımıyorlardır, dolayısıyla onlara günahkâr veya suçlu gibi etiketler yapıştırmak yanlış olabilir. Yine, eğer insan iradesi tamamen çevresel ve genetik faktörler tarafından şekillendiriliyorsa ve bireyin kendisi bu süreçte oldukça pasif bir rol oynuyorsa, daha iyi insanlar ve dolayısıyla daha iyi bir toplum yaratabilmek için bu faktörlere odaklanmak ve onları değiştirmeye çalışmak gerekebilir.

Fakat bütün bu söylediklerim biraz sonra yazacaklarımla doğrudan ilgili değil. Özgür iradeyle ilgili argümanların tarihiyle ilgili bir özet geçmeyeceğim ve özgür olup olmamamızın ahlaki sonuçlarına değinmeyeceğim. Bu yazının ana argümanı, başlıkta oldukça kaba bir şekilde belirttiğim gibi, aptallığımızın bizim özgürlüğümüze katkı sunup sunmadığı. Argümanım basit: “Aptallık” olarak nitelendirebileceğim bazı zihinsel yetersizliklerimiz, bizi “meleklerden” ve “robotlardan” ayırıp daha özgür seçimler yapabilen varlıklar haline getiriyor.  Fakat, tabii ki, ne bu bizim zorunlu olarak “tamamen özgür” olduğumuz anlamına geliyor ne de bunun yegane sebebi bizim aptallığımız. Nedenlerini birazdan anlatacağım ama şimdi irademizi “özgür” sayabilmemiz için onun nasıl nitelikleri olmalıdır ve nasıl “aptallığımız” bu özgürlüğe katkı sunuyor ondan birazcık bahsedeyim.

Özgür irade ile ilgili felsefi literatür, insanların verdikleri kararları, özgürce verilmiş kararlar olarak sayılabilmesi için en azından iki temel şart olduğu üzerinde uzlaşıyor: İnsanların verdikleri kararların kaynağı kendilerinden başka bir şey olmamalı; yani bir kararı verirken bu kararı vermeye zorlanmamalı ya da kandırılarak bu kararı vermeye mecbur bırakılmamalılar ve verdikleri karardan başka kararları verme serbestisine sahip olabilmeliler, yani otomatik olarak bir kararı seçiyor olmamalılar.

İnsanların kararlarının kaynağı olarak onların genlerini ve yaşadıkları çevreyi işaret eden, dolayısıyla bu kararların insanların kendilerinden kaynaklanmadığını iddia edenler, haklı şekilde insanların kendilerinin zaten bu faktörler tarafından şekillendirilen ve ortaya çıkarılan varlıklar olduğunu kabul ediyorlar. Bu faktörlerden bağımsız şekilde var olabilen bir insan olamayacağından, insanların kararlarının, o insanlar ancak bu faktörlerden bağımsız olduğu takdirde özgür sayılabileceğini iddia ediyor; dolayısıyla hiçbir insan bu faktörlerden bağımsız sayılamayacağı için de insanların iradelerinin özgür olmadığını ileri sürüyorlar.

Bana sorarsanız bu argüman cidden kuvvetli ve fakat ciddi kusurlar da barındırıyor. Bu kusurlardan en önemli olanı, bence, bu bahsedilen faktörlerin insanların mikro denilebilecek kararlarını o kadar da etkilememesi, bunun yerine sadece bu kararların bağlamını ve çerçevesini belirlemesi. Bir örnekle anlatmak istediklerimi netleştirebilirim. Hüsnü adlı birinin siz bu yazıyı okurken kendi masasında oturduğunu ve onun önünde bir kâğıt durduğunu farz edin. Tam o anda Hüsnü bu kâğıdı biraz kenara çeksin veya eline alıp bu kâğıdı incelesin. Gerçekten de böyle mikro bir davranışın Hüsnü’nün bir veya birkaç geni tarafından veya Hüsnü’nün ailesinin sosyoekonomik seviyesi tarafından kesin bir şekilde belirlendiğini söyleyebilir miyiz? Ya da Hüsnü’nün gen haritasıyla ve onun içinde yaşadığı çevrenin koşullarıyla ilgili bilgilere eksiksiz şekilde sahip olsak, Hüsnü’nün bu davranışını öngörebilir miydik? Belki de bahsedilen faktörler bu davranışın bağlamının oluşmasına katkıda bulunuyordur, mesela Hüsnü çalışmak için bu masaya oturmuştur çünkü onun genleri onun kişiliğini, onu daha sorumluluk sahibi ve üşenmeyen biri yapacak şekilde belirlemiştir. Bunun yanında, Hüsnü kâğıtlar kullanarak çalışmayı seviyordur çünkü küçüklüğünde ailesinin zengin kütüphanesindeki kitapları kurcalamış ve kâğıtlara dokunarak onları okumayı çok sevmiştir, bu yüzden de masasında bir bilgisayar yerine kâğıtlar bulunduğundan masadaki nesnelerden eline ilk geleni alıp incelemiştir. Böyle bir durumda Hüsnü’nün yapabileceği eylemlerin çerçevesi, yani Hüsnü’nün kâğıdı eline aldığı sırada bunun yerine başka ne yapıp ne yapamayacağı da, aşağı yukarı belirlenmiştir. Lakin “bir kâğıdı incelemek” gibi mikro davranışların kendileri, bahsettiğim faktörler kullanılarak makul bir şekilde açıklanabilir gibi durmuyor, bildiğim kadarıyla böyle davranışlarla ilişkilendirilebilen genler yahut çevresel etkenler de yok. Sanırım bu durumda genetik ve çevresel açıklamalar yerine “Hüsnü tam o anda öyle yapmak istedi ve öyle yaptı” gibi oldukça bulanık bir açıklama dahi daha makul. Bu durum, en azından, bazı davranışların kaynağı olarak, daha önce bahsettiğim genetik ve çevresel faktörler yerine; bireyin kendisinin de olabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte, bu davranışlarının bağlamının ve çerçevesinin hala çevresel ve genetik faktörler tarafından belirlenebileceğini de gösteriyor.

Yukarıda verdiğim mikro davranış örneği, iradenin özgür sayılması için öne sürülen ikinci şarta, yani bir insanın belli bir durumda farklı kararlar verebilme, farklı şekillerde davranabilme imkânının olmasına ilişkin bir şeyler de söylüyor olabilir. Eğer bahsettiğimiz mikro davranışların kendileri değil de sadece bu davranışların bağlamları ve olası davranışların çerçeveleri genetik ve çevresel faktörler tarafından belirleniyorsa; bir bireyin, herhangi bir anda, çeşitli şekillerde davranabilme imkânı da vardır. Dolayısıyla gerçekleştirdiğimiz her davranış, kesin şekilde belirlenmiş ve gerçekleşmesi kaçınılmaz olan davranışlar olmayabilir.

Aptallığın bütün bu süreçler içinde oynadığı rol ise özellikle çevresel faktörlerin davranışlar üzerindeki belirleyiciliğine ket vurmak ve bu şekilde bireyler için herhangi bir anda verilebilecek karar ve gerçekleştirilebilecek davranış çeşitliliğini artırmak. Eğer, aralarında bağlılık hissettiğimiz ve çevremizden edindiğimiz tüm normatif değerler de olmak üzere, herhangi bir zamanda öğrendiğimiz tüm bilgileri ve bunların gerektirdiği düşünüş ve davranış biçimlerini hatırlayabiliyor olsaydık; muhtemelen bu düşünüş ve davranış biçimlerine olan sadakatimiz, bahsedilen bilgileri tam hatırlayamadığımız koşullardaki sadakatimizden çok daha güçlü olurdu. Yani, hafızamız şimdi olduğundan çok daha kuvvetli olsaydı; verdiğimiz kararlar, çevresel faktörler tarafından çok daha kesin bir şekilde belirlenebilirdi. Benzer bir durum bizim muhakeme becerilerimiz için de geçerli. Eğer, karşılaşıp da hakkında belli bir karar vermemiz gereken durumlarda; elimizdeki bilgileri, vereceğimiz kararların sonuçlarını tahmin etmekte mükemmel bir şekilde kullanabilseydik ve muhakeme sürecinde hiçbir yanlılık tarafından saptırılmıyor olsaydık, muhtemelen bizim için aklın yolu, tüm bu becerilere sahip olmadığımız durumlara kıyasla çok daha tek olurdu. Yani, eğer muhakeme becerilerimiz şimdi olduğundan çok daha güçlü olsaydı verebileceğimiz kararların çeşitliliği azalabilirdi, dolayısıyla da bizim belli bir durumda farklı kararlar verebilme imkânımız sekteye uğrayabilirdi. Kısacası, eğer çok daha gelişmiş bir hafızaya ve muhakeme becerisine sahip olsaydık, yani, bir anlamda, daha zeki olsaydık, irademiz şimdi olduğundan çok daha kısıtlanmış olabilirdi. Bir diğer deyişle, biraz aptal olduğumuz için irademiz biraz daha özgür.

Öte yandan, aptallığımızın belli miktarda artışının bizi daha özgür kılıyor olması, pek tabii, “Ne kadar aptalsak o kadar özgürüz!” çıkarımının yapılmasına müsaade etmiyor. İleri sürdüğüm argümanın sınırlarını açıkça yazmamış olsam dahi; 2 ile 2’yi toplayamama ya da üçgen şeklindeki bir boşluğa ısrarla yuvarlak bir cismi sokmaya çalışma düzeyinde bir aptallığa “erişmemizin” bizi tamamen özgür kılacağını iddia etmediğim, sanırım, birazcık açık. Öyle ki, bu derecede bir aptallık, bizi, çevremizden topladığımız bilgileri işlemekten alıkoyduğu için hiç olmadığımız kadar genetik içgüdülerimizin esiri yaparak irademizin özgürlüğünün önüne bir set çekiyor olabilir. Nitekim, belki de, çevresel faktörlerin bizim gerçekleştirmemizi teşvik ettiği davranış ile genetik faktörlerin teşvik ettiği davranış birbiriyle çeliştiğinde, bu iki davranışa üçüncü bir alternatifi düşünmeye çalışarak, elimizdeki karar alternatifi sayısını artırıyor ve dolayısıyla daha irademizi daha özgür kılıyor olabiliriz. Çevresel faktörler bizi daha az etkilediğinde ise böyle bir çelişkinin yaşanma ihtimali azalacağından, irademizin özgürlüğü azalıyor olabilir.

Aptallığımızın bizi daha özgür kılıyor olmasıyla ilgili bahsedilmeye değer sayılabilecek bir diğer nokta da, aptallığımızın kendisinin de, en azından kısmen, genetik ve çevresel faktörler tarafından belirlenmiş olma ihtimali. Hatırlama ve muhakeme becerileri gibi bilişsel kabiliyetlerimizin; aldığımız eğitimin, ebeveynlerimizle olan etkileşimlerimizin ve beslenmemizin kalitesi gibi çevresel etkenlerin yanında genlerimiz tarafından şekillendirildiğini öne süren ve delillendiren pek çok araştırma var. Dolayısıyla, eğer gerçekten de aptallığımız bizim irademizi bir miktar da olsa özgürleştiriyorsa;  sıklıkla irademizi kısıtladığından, davranışlarımızı kesin bir şekilde belirlediğinden dem vurduğumuz çevresel ve genetik faktörlerin aynı zamanda irademizi özgürleştirdiği de söylenebilir. Bu da demek oluyor ki davranışlarımızın genel örüntüsünü açıklamakta çevresel ve genetik faktörlerden başka hiçbir faktör olmasa dahi, irademizin özgür olmadığını söyleyemeyiz, nitekim irademizi kısıtlayan faktörler, oldukça ilginç ve şaşırtıcı bir şekilde, aynı zamanda onu özgürleştiriyor da olabilirler.

Sonuç olarak,belli bilişsel kabiliyetlerimizin kısıtlı olması, yani biraz aptal olmamız, elimizdeki karar alternatifi sayısını artırabileceğinden, bizim irademizi özgürleştiriyor olabilir. Bu aptallığımız ile irademizin özgürlüğü arasında lineer bir ilişki olduğunu ima etmiyor. Bunun yanında, aptallığımızın, yani bizim irademizi biraz daha özgür kılan bilişsel faktörün kaynağı, bizim irademizi kısıtlayan çevresel ve genetik faktörler olabilir. Dolayısıyla bu faktörlerin, irademizin özgürlüğü üzerinde, daha önce zannedildiğinden daha karmaşık bir etkisi olabilir.

                                                                                                                                           Faruk T. Yalçın

Yararlanılan Kaynaklar:

Cognitive Neuroscience Society. “Identifying genes key to human memory: Insights from genetics and cognitive neuroscience.” ScienceDaily. ScienceDaily, 27 March 2017. http://www.sciencedaily.com/releases/2017/03/170327083135.htm

Houlihan, L. M., et al. “Replication study of candidate genes for cognitive abilities: the Lothian Birth Cohort 1936.” Genes, Brain and Behavior 8.2 (2009): 238-247.

O’Connor, Timothy and Franklin, Christopher, “Free Will”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2020 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = https://plato.stanford.edu/archives/spr2020/entries/freewill/

McKenna, Michael and Coates, D. Justin, “Compatibilism”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2020 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = https://plato.stanford.edu/archives/sum2020/entries/compatibilism/

Yorum bırakın