Night Session

1

Ev kiralarının ve ev masraflarının günden güne büyük bir sorun haline geldiğini bilmeyeniniz var mı? Garsonların bıkkınlıkla silkeledikleri kumaş mendillerinin, lekeli çalışma gömleklerinin ve tüm günün yorgunluğunu dışa vurmakla görevli ter taneciklerinin ardında akıllarında dönüp dolaşan bu gündemi müşterilerine anlatabildikleri o kısacık an sıklıkla vuku bulmakta. Gece yalnız başına taksinin arka köşesine oturmuş, yüzünü tanıtmaktan çekinen yabancılarla, taksicilerin sürekli konuştukları şey bu, gideceği adresi söylemeyip seyahat sırasında direktiflerle şoförü yönlendiren bu gece müşterileri, taksicilerin en sevdiği. Bir şoförden dinledim: bazı müşterileri gece on bir gibi arıyor, Bağdat Caddesi civarında bir yukarı bir aşağıya dolaştırıyor ve saatlerce dertlerini döküyormuşlar, bu kırk yaş üstü İstanbullu erkeklerde sıklıkla gördükleri bir şeymiş. Hayatın pahalılığından, karılarının artık onları etkilemekte başarısız olduklarından, kiralarını ödemeyen kiracıların aslında hali vakti yerinde olan insanlar olduğundan dem vuruyorlarmış.

Bu cennet kentin soğuk gecelerinde namuslu esnafların güven veren renkli-ışıklı tabelalarından uzaklaşır, eğer ruhunuz sığarsa ve cesaret ederseniz iğne deliği sokaklarından şehrin tenhalarına karışırsanız, bu yollarında günahların, korkulu rüyaların ve salgın hastalıkların aktığı, mazgallarında irin biriken, kolera mahallelerinde de herkes kiralardan şikayetçidir, göreceksiniz. Üfledikleri dumanlarla şehrin esrarına esrar katan başı boş adamlar, şakaklarıyla gözleri arasındaki derisi kırışmış fahişeler ve çorbacılar tüm müşterileriyle kira fiyatlarından söz eder durur. Gerginliklerini yok etmek için konuşan bu günahkarlar, konuştukça daha da gerilir. Gece evine yürüyen uzun paltolu gençlerin ayakkabılarının bağcıklarının bağlandıkça çözüldüğü gibi… Bu uzun paltolu gençler giz getirirler gittikleri yerlere, adımları hayvanları çileden çıkartır. Taksilerin arka koltuğunda günah çıkartan adamlar, en çok bu paltolu gençlerle göz göze gelmekten kaçınırlar, yürüyen yalnızlar korkutur onları.

Tüm bu gerginlik kendini, alış-veriş arabasının tekerleklerinin mermerde dönmesine bırakan sahici müşterilere ve lise mezunu olmaktan yapılma genç kasiyer kızlara da yansır. Kızlar fiyatlardan şikayet eden buruşuk yüzlü kadınlara iğrentiyle gülümserler. Bu büyük çerçeve güneş gözlüğü ve şişme mont giyen kadınların biliriz ki ruhları yoktur, ruh gerekmez onlara, belki genç gösteren bir koca, saç boyaları, orta yaş bunalımları. Kasiyer kızlar onları idare ederken göz ucuyla bana bakarlar, göz göze geliriz, gülümseyip selam veririz, bana çalışanlara saygı duyulması gerektiği öğretildi, annem ve babam tarafından, bundandır ki öz saygımı yitirdim.

2

Henüz ürpertiyle hissettikleri bedenlerinin kendilerine ait olduğunu kabullenememiş gençler gibi karanlıkta soyunmakta fayda vardır. Gece hayatın abartısıdır, gündüzü yaşamaktan yorulmuş olmak gerekir, bu yüzdendir ki gece atılan adımlar ağır, çekilen nefesler yavaştır. Esnaflar geceler için de kira verirler mi? Bu soru düşündürücü bir retorik sorusudur, hayır demek gelir içinden insanın, bu yüzden “hayır” diyorum, ama pek tabi evet de denilebilir.

Koku alamayan dedektifler kadar, koklama hissini yitirmiş aşıklar da acınası durumdadır, görmek ve dokunmak başlı başına yetmez bu insanlara, zamanında böyle bir sevgilisi varmış taksicinin, portakaldan başka bir şeyin kokusunu alamazmış kız, en çok merak ettiği koku uzun süre yıkanmadığında kokan insan, ölü bedenler, terli cinsel uzuvlarmış bu kızın, parfümleri özlemezmiş.

Boş arazilere bırakılan bekçi köpekler yayalara gereğinden fazla havlıyorlar. Çitlerin yanından eriyip gidiyoruz işte. Evimin yolundaki kediler pençe gösteriyor, tıslıyorlar sürekli, kampüste bir kaç kızı hırpalamış köpekler. Bundan şikayet eden insanlar eylem yapmaya koyulmuş, köpekleri kampüsten uzaklaştıralım diyorlar, hayvanseverlerse bu hayvanların neden onlara saldırmadığını soruyor. Onlara göre saldırılar yalan, insanların korkularından ötürü geliyor. Korku insana yalan söyletir mi? Söyletebilir. Kediler vahşi hayatta yaşayabilecek kadar çevik ve yırtıcılarmış, neden evcil olmayı seçtikleri bilinmiyor, kira ödemedikleri biliniyor.

İlginçtir ama gizemli olmaktan başka hiçbir isteği olmayan septik tarikat ehli insanlar bile kiralardan şikayetçi. Kahve içerken duydum.

3

Annemin beni neden doğurduğunu bilmiyorum.

4

Serçelerin uykusuna yetecek kadar gece indiğinde şehre, uzun paltolu genç bir adam gibi giyinmenin vaktidir. Sokaklarda vardiyam başlamış olacak, gecenin ıslaklığını borçlu olduğu kaldırımlar adımlarımı çağırır. Adımlarım ardına adımlarımı attıkça, saf iki aşığın birbirini öpmesi kadar aydınlık günden ve gökyüzünden uzaklaşırım, para karşılığında satılan bedenlerle ve sigara isiyle dolmuş çıplak duvarlı odaların ahşap pencerelerinden dışarı bakınca kocası kaçırılmış kadın bedenlerini görebileceğiniz geceyi getiririm kente. Kalan bir avuç ruhumu tir tir titreten rüzgar paltomun içinde kendi içime katlanıyormuşum gibi görünmeme sebep olur. Gözlerim tüm taksilerin arka koltuklarını kontrol eder, göz göze gelmek için, bu yaşlı, pörsümüş adamlarla, fırsat kollar. Bu benim için bir takside olmanın tek yoludur, bu ölmemiş erkek cesetleriyse ayazda kalmaktan korktukları için biz genç, paltolu adamlarla göz göze gelmekten kaçınır. Ancak olması gereken her zaman olur, güneş batar, sararır üzüntüden tanrıçalar kederlerden, valentina tereşkova ve tüm çekik gözlü kadın savaşçılar beslenecek gözyaşı bulur ve bu ölmemiş cesetler arka kapılarından inip taksilerin, bizlere yer verir. Biz paltolu gençler, kararan ümitleri geleceğin henüz karılarımızdan bıkmamışızdır, kira topladığımız yerlerimiz yoktur şoförlere anlatacak, tiksiniriz tüm bu yaşlılardan, ölülerden, devlet memurlarından, banka personelinden, biz lise mezunu olmaktan yapılma bu kasiyer kızların çıplak boyunlarında uzanmaya yer buluruz, dudaklarının titreyişi titretir bizi, gecedir ama bunları şoförlere anlatacak kadar gece değildir.

5

Bilmem ki sahilde boylu boyuna uzanan bu kedi cesetleri dalgaların suçu mudur? Kedi cesetlerini görmek içimi titretir, bu yüzden şoföre caddeye doğru çıkmasını söylerim, deniz kenarlarından uzaklaşırız. Şoför bana ev kiralarını sorar haliyle, gurbette bir başıma nasıl yaşadığımı sorar, evime giren çıkan oluyor mu diye aynada gözlerimi arar. Taksimetre üzerinde gözlerimiz kesişir, bir esbabperest bakışı vardır şoförün tüm bu akan lağımın, üstümüze sinmiş esrar dumanının, şehrin ölmüş delikanlılarının bir manası olduğuna inanmak ister gözleri. Bense camdan dışarı bakarım, cadde boyunca perişan ola ola dizilmiş çaresiz kadınları izlerim, yardım dahi dilenemeyen çaresizleri, şehre biraz daha acırım onları izledikçe, yüzlerini seçmeye çalışırım, seçemeyecek kadar karanlığı aradığımdan, bu kadınlardan biri annem mi diye düşünürüm bir an, yüzleri seçilmez olduğunda hepsi anneme benzer bu kadınların, kocaları gelemeyecek kadar meçhule karışmıştır. Vakit tamam derim şoföre, deniz ve gökyüzü birbirine karışacak kadar gece. Araba dik bir şekilde denize doğru gider, gittikçe hızlanır, hızlandıkça daha çok yaklaşır denize. Biz, yani ben bir paltolu genç ve şoför, garip bıyıklarıyla reklamların, kaldırımların, ıslaklıkların, rüyamıza giren üryan kadınların arasından geçeriz. Tümseklerde sarsılırız, farketmeyiz. Kolera mahallelerinden yükselen bulutlar her yanımızı sarmıştır, altımızda yıldızları görmek gayet mümkün. Ben kısa bir süre şoförü incelerim tereddüt edecek mi diye, şoför beni incelemez. Arabalar gitsin diye serilmiş bu yoldan çıktıkça çatırtılar, tıkırtılar, ayaklarımız altında ezilip gidenler artar, paramparça olur arabamız hissederiz, her engel bizi biraz daha dürter sarsar, toprağa batar gibi oluruz sıçrarız, betondan korkuluklar da yıldıramaz bizi, ancak bu siyah, bu tuzlu, bu inatçı su içine alınca bizi yumuşarız. Sanki biraz taşımak ister bizi, sonra yavaş yavaş içine çeker, gece bomboş sokağa doğru bakıp sigarasını içen esmer çocuk gibi.

6

Ağzı, burnu ve ciğerleri su doluyken taksi şoförleri pek konuşkan değiller, bense kendi kendime yeterince konuşkanım. Nereye kaçsam beni kovalayan gençlik aşkları, iğrenti doğuran kahkahalar, komşusu tok iken açlıktan uyuyamayan bu çaresiz kadınlar beni takip eder, kulaklarımdan bebek ölüleri büyüyüp karışır suya. Tuzundan ötürü gözlerimi yakan bu su bir türlü boğmaz beni, annem beni neden öldürmüyor bilmiyorum. Annem tüm hakikati bana anlatacak kadar uzak bir yatakta uyuyor artık, bense bu derin bu tuzlu suda şu ölü taksi şoförü ve tüm bu açlıktan ölmüş kadınlarla suyun dibine batmaktayım.

Asım Eraydın

Yorum bırakın