Ön not: Yazıda hem vejetaryenler hem de veganlardan bahsederken, okuma kolaylığı sağlamak amacıyla, sadece veganlar ibaresini kullanacağım. Zaten bu iki görüş için ileri sürülen argümanların birbirinden öz anlamında pek de farklı olduğunu düşünmüyorum. Nihayetinde her iki görüş de, en temelde, hayvanlara “gereksiz yere” acı çektirmenin ahlaken yanlış olduğu varsayımından yola çıkıyor. İnsanlar besinlerini acı çekmeyen bitkiler vasıtasıyla elde edebileceklerinden ve –belki de- ilaç vb. deneylerini simülasyonlar üzerinde yapabileceklerinden, hayvanların yiyecek ve ilaç endüstrisinde kullanımı da, veganlara göre, hayvanlara gereksiz yere acı çektirmek sayılıyor. Bu noktada, bazı önemli teknik ayrıntılardan ötürü, ilaç endüstrisinde hayvanların kullanımıyla ilgili tartışmaların, yiyecek endüstrisindeki kullanımla ilgili tartışmalardan daha kızışmış olduğunu da belirtmem gerek.
Bu yazıda, önce veganlık için öne sürülen birkaç argümanı biraz özetleyecek, daha sonra da bu argümanların, veganlığın objektif bir ahlaki doğru olduğunu gösteremediğini açıklayacağım. Fakat bu argümanların başarısızlığı, vegan olmamanın doğru ahlaki pozisyon olduğu anlamına da gelmiyor. İleri sürdüğüm argüman eğer doğruysa, bunun neredeyse tek sonucu, vegan olmanın ahlaki statüsünün, bu tutumların kaynağı ancak bazı sezgiler ve hisler olabileceğinden, öznel olduğudur. Veganlığın ahlaki doğruluğunun genelgeçer olduğunu iddia eden argümanlar da, dolayısıyla, bana göre, bazı rasyonalizasyon (mantığa büründürme) çabaları olmaktan pek de öteye gidemiyorlar.
Ele alacağım ilk veganlık argümanı, özellikle vegan olup aynı zamanda çevre sorunlarıyla ilgili bazı endişeleri olan insanların ileri sürdüğü; hayvan endüstrisinin çok büyük bir karbon ayak izinin olduğu ve bu endüstrinin ortadan kaldırılmasının, iklim değişikliğini durdurmaya yönelik hayati bir adım olacağı iddiası. Gerçekten de, Grossi, Goglio, Vitali ve Williams’ın (2019) sunduğu rapora göre, insan kaynaklı sera gazı emisyonunun %14.5’i, hayvancılık endüstrisi kaynaklı. Bu da demek oluyor ki, insanların vegan olması, sadece hayvanların iyiliğine değil, aynı zamanda insanların da iyiliğine. Bir insan, sadece insanlara yönelik davranışlarının bir ahlaki değeri olduğunu düşünüyorsa bile, onun vegan olmamasının sonuçları insanları da olumsuz etkilediğinden, vegan olmayı tercih etmeli. Aksi takdirde, bu insan oldukça tutarsız bir davranış sergiliyor olurdu. Dolayısıyla, vegan olmak, insanların veya hayvanların esenliğini düşünen biri için iyi olan tavır denilebilir.
Bu argümanın gerekçelendirmesindeki hata sanırım çok açık. Örneğin, hayali bir dünyada, hayvancılığın endüstriyel bir biçimde yapılmasının doğaya olan etkilerini fark ettiğimizi ve hiçbir sorun yaşamadan bu endüstriyi ortadan kaldırdığımızı, bunun da iklim değişikliğini oldukça yavaşlattığını varsayalım. Fakat eğer vegan olmamızın tek objektif gerekçesi bu olsaydı, doğaya önemsiz miktarda karbon salan bir inek veya birkaç tavuk besleyip onları “sömürmemiz” ya da doğadaki hayvanları avlayarak karbon salınımını azaltmamız ahlaken yanlış olmazdı. Veya hayvanlardan salınan karbonu yakalayıp doğaya verdiği zararı önlediğimiz bir dünyada, bu endüstrinin hayvanlara verdiği zararı hiç umursamayabilirdik. Dolayısıyla, iklim değişikliğini önlemek için hayvan endüstrisine müdahale etmeyi uygun bulmamız, vegan olmamızı gerektiren bir zorunluluk değildir: Bu argüman ile veganlığın objektif bir ahlaki doğru olduğunu gösteremeyiz.
Veganlığın objektif bir ahlaki doğru olduğunu öne süren bir diğer argüman, insanlarla hayvanların birbirine eşit olması gerektiği fikrinden yola çıkıyor. Peter Singer’a (1979) göre, insanlar arasında kullanılan eşitlik prensibinin insanlar ve diğer hayvan türleri arasında da kullanılmaması için öne sürülen gerekçeler ya yanlış ya da insanları ayırmak için de kullanılabilecek türden gerekçeler. Örneğin, hayvanların acı hissetmediği veya bu konuda bir farkındalıklarının olmadığı varsayımlarından yola çıkarak hayvan sömürüsünü meşrulaştırmak mümkün değil, çünkü bu varsayımlar olgusal olarak yanlış (Bateson, 1991). Öte yandan hayvanların daha az zeki olduğu ve bu yüzden onların çektiği acıları umursamamamız gerektiği argümanının şablonu, ırkçılığı ve sınıf ayrımcılığını meşrulaştırmak için de kullanılabilir –eğer bu ayrımcılıkların ahlaki ve olgusal olarak yanlış olduğunu düşünüyorsak, dolayısıyla, insanlar arasında kullandığımız eşitlik prensiplerini hayvanları da kapsayacak bir kümeye uygulamamız gerekebilir. Ayrıca Singer, insan hayatına atfettiğimiz değerin temelinde insanların bilinçli olması fikrinin yattığını göstererek hayvanların da bilinç sahibi olduğunu ve dolayısıyla onların da birer şahıs olarak kabul edilip hayatlarının değerli bulunması gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla, Singer’a göre, insanları “sömürmeyi” ahlaken yanlış bulduğumuz gibi, hayvanları da “sömürmeyi” ahlaken yanlış bulmamız, yani muhtemelen vegan olmamız gerekir.
Singer’ın argümanlarının oldukça ikna edici olmakla beraber sezgisel olmaktan çok uzak olduğunu söylemem gerek. Gerçekten de ahlaki yargılarımızın oluşumu tamamen bilinçli ve algoritmik bir şekilde işleyen bir süreç olsaydı, yani ahlaki yargılarımızı kesinkes belli kurallara göre tamamen soyut ve argümantatif bir şekilde oluşturuyor olsaydık, Singer’ın argümanlarının doğru olmadığını söylememiz oldukça zor olurdu. Nitekim, eğer insanların hayatına onlar bilinçli olduğu için değer veriyorsak, bilinçli olan hayvanların hayatlarına da –ve belki gelecekte robotlara da- bu değeri vermemiz gerekir. Fakat bu argüman mantıken tamamen doğru olsa da, bu argümanın varsayımının doğru olduğunu (insan hayatına verdiğimiz değerin objektif bir temeli vardır) söylememiz pek de mümkün değil. Bunu açıklayayım.
Bana göre, hem hayvanların hem de insanların acı çekmesinden hoşlanmamamızın en temel sebeplerinden biri, acının öznesiyle empati kurmamız. Eğer empati kuramıyor olsaydık, muhtemelen, başkalarının acısını hissetmekte oldukça güçlük çekerdik. Nitekim, bazı araştırmalar, empati kurmanın hissedilen ve algılanan acıyla ilişkili olduğunu, empatinin bu acıyı artırdığını ortaya koyuyor (Loggia, Mogil ve Bushnell, 2008). Özellikle acı çeken ya da ölmek üzere olan canlılarla etkileşime geçmemiz, bu acıları çeken öznelerle empati kurmamıza yol açıyor ve elimizdeki veriler, empati kurmanın ahlaki yargıları etkilediğini ve özellikle faydacı olmayan görüşlerin benimsenmesinde etkili olduğunu gösteriyor (Cecceto, Korb, Rumiati ve Aiello, 2018). Keza, Haidt’ın (2012) kitabında öne sürdüğü ve benim burada değinemeyeceğim bulgular, ahlaki yargılarımızın ciddi ölçüde sezgilerimizle şekillendiğini ve bilinçli akıl yürütmelerimizin bu sezgilerimizi doğrulamaya yönelik çalıştığını gösteriyor. Sanırım bu bulgular ışığında şunu söylemek mümkün: İnsanların ve hayvanların acı çekmesinden hoşlanmamamızın önemli sebeplerinden biri empati ve bilinçli akıl yürütmelerin sonucu olmayan bu his, bizim ahlaki yargılarımızı ve bunlarla ilgili bilinçli akıl yürütmelerimizi etkiliyor. Buradan yola çıkarak şu iddiayı atmak mümkün olabilir: Bizim birilerinin acı çekmesiyle ilgili ortaya attığımız ve empati gibi hislerimize dayanmayan bütün açıklamalar eksiktirler –örneğin, insan hayatına verdiğimiz önemin, insanların acı hisseden ve bilinçli varlıklar olmalarından kaynaklandığı açıklaması gibi. Hayata ve çekilen acıya önem vermemizin temel sebeplerinden biri, evrimsel bir süreçle ortaya çıkan empati hissinin, bizi bu acıyı hisseden varlıkların acısını umursamaya sevk ediyor olması. Eğer durum buysa, bizim insanların ve hayvanların acılarına karşı olumsuz yaklaşımımızın temelinde, objektif olmaktan ziyade subjektif bir faktör olan hislerimiz var. Bu subjektif faktör, görünüşe göre, bilinçli akıl yürütmelerimize sızarak, başka insanlar için de koşulsuz olarak geçerli olacak ve evrenselleştirilebilir bir kural yaratmamızı teşvik ediyor –örneğin insan hayatının insanlar bilinçli olduğu için doğru olduğu.
Görünüşe göre Singer’ın insanların hayatına verdiğimiz değerden yola çıkarak hayvanlara doğru genişlettiği argümanın objektif gibi görünen zemini oldukça subjektif. Sanırım böyleyken vegan olmanın ahlaki değerinin, yani hayvanların da çektiği acıyı umursayıp onların hayatına en az insanlar kadar değer veren ahlaki tavrın değerinin, hayvanların acılarına ve hayatlarına karşı belli hislere sahip olmak olduğu söylenebilir. Bu da, veganizmin objektif bir temeli olmadığını ve böyle bir temel atmak için de bazı hislerin mantığa büründürülmesine muhtaç olunduğu anlamına gelebilir.
Fakat veganizmin objektif bir temelinin olmaması ve muhtemelen bu yüzden vegan olmanın genelgeçer bir ahlaki doğru kabul edilemeyecek olması, vegan olmanın yanlış olduğunu veya vegan olmamanın doğru olduğunu göstermez. Vegan olmanın veya olmamanın ahlakiliği, yukarıda anlattıklarıma göre, -muhtemelen bilinçdışı olan- bireysel faktörlerce belirlenir. Vegan olmanın veya olmamanın içkin bir ahlaki değeri yoktur –vegan olmanın da olmamanın da meşruiyeti, kişinin hissettiklerine bağlıdır ve bu yüzden de vegan olmakta pek bir sakınca yoktur. Bu yüzden de vegan olmanın genel ve objektif bir ahlaki değerlendirmesini yapmak da pek mümkün olmayabilir (maalesef durum böyle, ahlaki realistler).
Son Not: Bir tutum veya davranışın ahlakiliğinin objektif olarak tartışılamıyor olması, insanların bu tutum veya davranışı topluca kabul etmek ya da reddetmekten çekinmesini gerektirmez –insanlar, ortak kabullerine göre bir düzen oluşturabilirler. Dolayısıyla, ahlakiliğin subjektifliği, belli bir toplumsal düzenin kurulmasına mani değildir.
Faruk T. Yalçın
Referanslar
Bateson, P. (1991). Assessment of pain in animals. Animal behaviour, 42(5), 827-839.
Cecchetto, C., Korb, S., Rumiati, R. I., & Aiello, M. (2018). Emotional reactions in moral decision-making are influenced by empathy and alexithymia. Social neuroscience, 13(2), 226-240.
Grossi, G., Goglio, P., Vitali, A., & Williams, A. G. (2019). Livestock and climate change: impact of livestock on climate and mitigation strategies. Animal Frontiers, 9(1), 69-76.
Haidt, J. (2012). The righteous mind: Why good people are divided by politics and religion. Vintage.
Loggia, M. L., Mogil, J. S., & Bushnell, M. C. (2008). Empathy hurts: compassion for another increases both sensory and affective components of pain perception. Pain, 136(1-2), 168-176.
Mikulincer,M., O. Gillath, V. Halevy, et al. 2001. Attachment theory and reactions to others’ needs: evidence that activation of the sense of attachment security promotes empathic responses. J. Pers. Soc. Psychol. 81: 1205–1224.
Singer, P. (1979). Practical ethics. Cambridge university press.