dul

sevgilim sana en sevmediğin isminle bir hitap ettim

orta asya ve tao aşkları boyandı her sabah

osman zeki besteleri okuduğumuz sırada göğe düşen

ve hiperaktif bir nasyonal simge renklerine 

cumaları biterken ihtisasımız

hepimiz tanrının birer misafiriyiz bu dünyada

terkedip gitmek elimizdedir 

çarpacak kapımız yoktur

uzun ve bukle saçlıların kulağımıza fısıldadığı yalanın

en inanılacak pasajından sürükleyerek aldım bu gerçeği

insanlığın bilmemesi gereken daha 

nice gerçekler var sevgilim

her gece, 

yazlık ilçelerin göğünü ablukaya aldığında

mehtap annemiz

annemizin ışığıyla çıkar ancak göğüsümüzün seviyesine 

ben gökte kendi algoritmam ile uçtum da ne oldu?

nereye konsam ekşitirdim el-alemin yüzünü

acıktığım belli olursa pençelerimden

küfretmeye bahane bulurdu cem-i cümle

nereye konsam ayıptı

nereye konsam günah

süzüldüm siyah-beyaz kollarımla

sarıldığımızı sanarken gökyüzüne biz

sevgilim daha az küfür yemek için yaşıyormuşuz

milletten 

senden olmak henüz yaş bir çama 

yeni alınmış güz montuyla bir celsede yaslanmaktan ibaretmiş

suskunluk ve reçineye bulanmakmış

belirli gün ve haftalarda değil, yedi yılın yedisinde de

yeşile boyanmış bir ladini ben

ne haddimle boyayabilirim pastel ve eylül rengi sarılara

kanser ve amcam turuncusuna

tabancam ve rüstem kırmızısına ne haddimle bozutabilirim

cebren

ve hile ile? 

ay ile lekelenmiş bir yüzüm var benim

bir manga güneş, 

bir tabur 

hatta bir ordu güneş kemirse elmacıklarımı

ben geometrik durmaya devam ederim

ama bir ay

peygamber parmağına yenik düşmüş bir ay çıksa karşıma

lekeden görünmem ben

bin kere sarılsam da o makaradan bu makaraya 

ben sırtımda taşıdığım bu babayı, 

bu kaçakçıyı,

bu işadamı ve bu hamakçıyı,

bin omzuma bin palaska vursalar da ben

yazlık bir kente gösteremem. 

sana bir fotokopiciden gelen mektubu

yırtıp atmakla birçok gençkıza ortak oldun

o kar herkese yağdı,

o keşiş herkesi bildi ve yanıldı.

sallasan küreni belki gökten düşer beyazlıklar

kesin değil

sana kendi aynamdan bir diz sallasam

sana senin duyamayacağın şartlarda altıbin iltifat ve

birkaç küfür sallasam

gsm operatörlerini hınca boğar bu saç diplerimden düşen 

çığ 

karanlık odamdaki karanlık köşenin

karanlık ve tozlu kitabında yazan o isimden sonra

sana sığınır,

seni örterim üstüme

nefes dehlizlerin ve aortlarını duvarımda

en sevdiğim şairlerin yanına astım sevgilim

bu beni bir piç etmese bile,

bir dul kadar bitmemiş hikayelere benzetir

2018, gaziosmanpaşa

ozan r. kartal

Yorum bırakın