Ece “Şimdi ne yapacaksın” diye soruyor “ev sahibin çıkartacak seni evden”. Ece avukat olduğu için bir şeyler bulur diye düşünüyordu başta ama eli boş dönüyor yanından. Ece akşam olunca arıyor “konuşmadın pek, ne yapacaksın, nerede kalacaksın” diyor.
Bir roman yazacağım, başıma bela alacağım sonra seni de alıp Berlin’e kaçacağım diyor. Berlin soğuk ve kasvetli. Yine de güzel bir ev buluyorlar. Evi güzel yapan şey ne emin değiller. Çünkü dışarıdan bir gözle baktıklarında ev güzel falan değil. Evin küçük bir balkonu var. Sabahları kahve yapıp oraya çıkıyorlar. Daha gün aymadan, yağmur, çamur demeden koşuya çıkan Berlinlilere bakıp “bu Avrupalılar ne garip insanlar” diyorlar bir ağızdan. Balkonun karşısı ağaçlık bir yer, kendi sokakları da yeşil sayılır ama evlerinin hemen yanından geniş bir cadde geçiyor.
Ece, Özgür Berlin Üniversitesi’nde Politika okumaya başlıyor. Kocası bir şey okumuyor uzun bir süre. Bir Türk fırını buluyorlar. Vakfıkebir ekmeğinin en iyisini Kreuzberg’de yiyorlar. Balkonda oturuyorlar. Balkonun önünden çocuklar geçiyor okul vakti. Ece hiç çoluk çocuk sahibi olmayı düşünmedi ama çocukları görünce diğer yolu seçse nasıl olurdu diye düşünüyor.
Kocası gece gizli gizli balkona çıkıp sigara içiyor.
Balkon çok pis, çünkü Ece uzun süredir hasta ve kocası zahmet edip temizlemiyor. Küçük yerleri temizleyemediğini söylüyor. Ece iyileşince hallediyor.
Ece annesini özlüyor.
Balkonun önünden emekliler geçiyor, ilerideki parkta oturup gölü izliyorlar tüm gün. Gölde hiçbir şey olmuyor.
Ece’in kocası nihayet bir kitap yazıyor ve Amerika’da bile yayımlanıyor. The Notes on Love and Strangers in West Berlin. Ece kitabı biraz karıştırıyor.
Adam çok para kazanıyor ama Ece bu küçük evden taşınmak istemiyor. Uyku tutmadığı için Balkon’a gidiyor, bir sigara yakıyor. Kocası da geliyor ardından, o da yakıyor. Berlinliler yağmur çamur demeden sabahın köründe koşuya çıkmış. Onları izleyip “bu Avrupalılar ne garip insanlar” diyorlar.
Yatağa uzanıyorlar. “Orayı özlüyor musun?” diye soruyor Ece. Nereyi. Memleketi. Bilmem diyor kocası, orayı düşünmeyeli uzun zaman oldu.
Ece kitabı eline alıyor bir gün, iyice okuyor baştan sona. Dili çok didaktik buluyor. Avukatlık yaptığı yıllar didaktik metinlerden nefret ederdi. Bu metni seviyor nedense. Gece kocasını uyandırıyor ve ona “aylardan sonra, yıllardan sonra sana gerçekten aşık oldum” diyor. Sabaha karşı yürüyüşe çıkıyorlar. Güneş henüz tam doğmamış, yağmur çamur demeden yürüyorlar. Gölün kenarında Ece’yi çekip öpüyor kocası, bir sinek kuşu aklını yitiriyor. Yürümeye devam ediyorlar, balkonun önüne gelince durup balkona bakıyorlar. Genç bir çift de onlara bakıyor ve içlerinden şöyle geçiriyorlar “bu Avrupalılar ne garip insanlar”
yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla, altmış sene işte böyle geçiyor.
Asım