Merhabalar efendim, bugün size biraz “Fashion Week” denilen olay nedir ve neden bu kadar büyütülen bir konudur, bundan bahsetmek istiyorum. Bu kız kim, bu konu hakkında vasfı ne diye merak ediyorsanız hemen açıklayayım. New York’ta dünyanın en iyi moda okullarından birinde moda tasarım öğrencisi olarak okuyorum. Aslında moda hakkında çok da bir şey bildiğim söylenemez, ama yine de her şeyi bildiğimi sanarak eleştirmeyi kendime hak görüyorum.
Fashion Week, yani Türkçe meali ile Moda Haftası, senede iki kere yapılan ve adından da anlaşılacağı üzere bir hafta boyunca süren bir moda etkinliğidir. Her sene Şubat ve Eylül ayları süresince, modanın kalbi sayılabilecek şehirlerde art arda süregeliyor. Sırasıyla New York, Londra, Milano ve Paris gibi şehirlerde yapılan Fashion Week’ten Türkiye de eksik kalmıyor tabi ki. Mercedes sponsorluğunda İstanbul’da da senede iki kere Mercedes Benz Fashion Week İstanbul (MBFWI) adı altında gerçekleşiyor. Eğer Instagram’ınız varsa ve bir iki “influencer” takip ediyorsanız zaten Fashion Week’ten kaçmanız biraz zor. Sanki laf ediyormuşum gibi algılanmasın, biraz daha çok takipçim olsaydı ben de pek mutlu bir influencer olarak hayatıma devam edebilirdim. Bedava giysiler, tatiller, ego tatmini ve sürekli fotoğrafını çeken bir insan. Benim için rüya gibi bir hayat.
Peki bu Fashion Week denen olayın amacı nedir diye merak ediyorsanız, bunu bir hafta süren kocaman bir reklam filmi olarak görebilirsiniz. Markalar aylarca, bazen gecelerini gündüz ederek bu hafta için hazırlanıyorlar. Sadece 15-20 dakika süren gösterilerin maliyeti ortalama 200 bin dolar civarından başlayıp 1 milyon dolara kadar çıkabiliyor. Bence en ilginç kısmı ise bütün bu emeğe rağmen markaların paralarını bu gösterilerde sergiledikleri kıyafetlerden kazanmamaları… Chanel ve Dior gibi markaların temel kazançları çanta, aksesuar ve parfüm satışından geliyor. Bu gösterilerin asıl amacı ise markalarının ihtişamını kaybetmemesi. 15 dakikalık reklam filminiz eğer eleştirmenler tarafından beğenilirse, koleksiyonunuzdaki parçaları dergilerde ve ünlülerin üzerinde gösterme şansını elde ediyorsunuz. Bu durumlarda bile ödünç verme usulü ile çalışıldığı için para kazanmak pek mümkün değil. Tabi bedava reklam yapma şansı da dolaylı yoldan bir para kazanma yöntemi olduğundan ötürü pek kimse bu konuya sesini çıkarmıyor. Hatta Micheal Kors gibi markaların mankenlerini bile; “Zaten kendi reklamını yapıyorsun, bu senin ödemen sayılır.” gibi söylemlerle bedavaya çalıştırdığı söylentiler arasında.
Instagram ve benzeri bir sürü sosyal iletişim ağının gelişmesi ile Fashion Week konsepti de seneler içinde değişmeyi sürdürüyor. İlk Fashion Week, New York’ta 1943 senesinde ortaya çıkıyor. Okulda hocalarımdan da dinlediğim kadarıyla, o zamanlar her şey çok daha farklıymış. Fotoğraf makineleri olmasına rağmen kıyafetlerin fotoğraflarını çekmek yasakmış. Şu anki Fashion Week’lere kıyasla daha ince elenip sık dokunmuş bir davetli listesi varmış. Benim hocalarım gibi insanlar da moda endüstrisinde daha üst düzey yöneticiler veya dergiler tarafından, gösteriyi ve giysileri çizmek için görevlendirilirmiş. Herhangi bir moda gösterisi izlediyseniz tahmin edebileceğiniz üzere bu çok da kolay bir görev değil. Sadece 20-30 saniye gördüğünüz kıyafetlerin bütün detaylarını hatırlamak ve güzel bir şekilde çizmek her yiğidin harcı değil. Bir de bunu henüz 20’li yaşlarınızda sarhoşken yaptığınızı düşünün. Fashion Week bittiğinde, hızlıca yaptıkları bu çizimleri daha detaylı bir şekilde çizip Vogue gibi moda dergilerinde yayınlanmak üzere yollarlarmış.
Eğer bir taşın altında yaşamıyorsanız siz de biliyorsunuzdur ki artık durumlar çok daha farklı. İnsanların gösteriyi gözleri ile izlemektense kameralarından izlediği dönemlerdeyiz. Ne kadar Instagram takipçiniz varsa o kadar öne oturtulduğunuz ve oraya sosyal medya üzerinden markanın reklamını yapmak için çağırıldığınız bir dönemdeyiz artık. Tabi bütün dünyayı etkileyen Covid-19’un moda dünyasına etkisi de büyük olacak gibi gözüküyor. Şimdiden en büyük markalardan birisi olan Saint Laurent, bundan sonra senede iki kere olan Fashion Week’e göre koleksiyon çıkarmaktansa artık kendi hızında, kendi takviminde koleksiyon çıkaracağını açıkladı. Bir sürü marka da gelecekte Fashion Week’lere katılmaktansa, sadece dijital platformlar üzerinden kendi koleksiyonlarını tanıtacakmış gibi gözüküyor.
Tabi ki bu değişimde hepimizi evlerimize tıkan pandeminin büyük bir etkisi var, ama tek sebebi bu değil. Moda hem sürekli hem de çok hızlı değişiyor. Bu değişim tahmin edersiniz ki zamanla doğayı da insanları da bir hayli yoruyor. Neyse ki bu felaketin moda üzerinde pozitif bir değişimi olacakmış gibi gözüküyor. Modanın eleştirilecek daha çok yanı var ama benden şimdilik bu kadar. Yazıyı bitirirken de bana modanın kapitalist bir konseptten ibaret olmadığını hatırlatan bir iki isim bırakmak istiyorum, belki ilginizi çeker; Dilara Fındıkoğlu, Koral Sagular, Iris Van Herpen
Yağmur Özkazanç
Yağmur, tebrikler. Anlatımın çok akıcı bir solukta okudum. Başarılar…
BeğenBeğen